Suriye’nin dostları toplantısına katılmayan Rusya’nın Ortadoğu Enstitüsü Başkanı Yevgeniy Satanovskiy şunu diyor: “Rusya Suriye’de bütün yaptıklarını uluslararası hukukun temel ilkelerinin yerine getirilmesi için yapıyor. Bu ilkeler; bir ülkenin iç işlerine karışmamak, bir tarafın yanlısı olmamaktır”.
İşte bu yaklaşımla Rusya, Suriye’nin kendisi için son şans olduğunu herkese duyuruyordu. Bu aslında bir kararlılık ifadesiydi aynı zamanda.
Soğuk savaş yıllarında Ortadoğu’da gerçek bir denge unsuru olan Sovyetler Birliği başından beri desteklediği ve kendisi için de Batıyla dolaylı bir temas kurma yolu olarak gördüğü Baas yönetimlerini açık bir şekilde desteklemişti. Sovyetler Birliği’nden de önceye dayanan sıcak denizlere ulaşma çabası nedeniyle bu destek çok önemliydi. Fakat zaman her açıdan kayıplarla ilerledi. Şu an bütünlüklü bir ülke görünümünde ve görece yeşil kuşağa uzak konumuyla Suriye Rusya için belki de hiç olmadığı kadar önemli bir hale geldi.
Üç Neden
Birincisi Batının bölgedeki etkisinin sınırlandırılması anca Rusya’nın da orada etkin olmasıyla sağlanabilir. Bu da şu an sadece Suriye ile kurulacak ilişkilerle mümkün.
İkincisi, gerekçesi ne olursa olsun Suriye’nin önemli bir pazar olması. Bölgedeki hassas dengeler nedeniyle her geçen gün saldırıya daha da açık hale gelen Suriye’nin Rusya’dan büyük bütçelerle silah alımı yapması bu Arap ülkesini vaz geçilmez bir müşteri haline getiriyor.
Üçüncüsü ise doğrudan askeri bir neden. Ülkenin ikinci büyük limanı olan Tartus Limanı Şam’ın kuzey batısından sadece iki yüz yirmi kilometre uzaklıkta, son derece önemli bir bölgede. 1971’den beri Sovyetler Birliği, şimdi ise Rusya burada bir deniz üssüne sahip.
Bu gün çok az sayıda personel bulundurulmasına rağmen kısa zamanda geliştirilerek büyük gemilerin ve hatta uçak gemilerinin kullanımına uygun hale getirilmesi planlanıyor. Bu nedenle de Rus diplomatlar işi sıkı tutuyorlar. Hem mevcut yönetimle hem de muhaliflerle bu askeri üs hakkında görüşmeler yürütüyorlar.
Askeri İlişkilerin Boyutu
Suriye’nin silah sanayi açısından ne denli önemli bir müşteri olduğunu bakın New York Times nasıl özetliyor:
İş birliği 1956 yılında yapılan gayri resmi bir anlaşmayla başlamıştı. Bu güne kadar Rusya’nın yaptığı satış 26 milyar doları geçmiş. Ayrıca, bu gün Suriye ordusunun çok önemli bir kısmı (kimi araştırmacılara göre yüzde doksana varan bir oranda) Sovyet ve Rus yapımı silahlarla donatılmış durumda. Bu nedenle bırakın yeni satışların gerçekleştirilmesini sadece mevcut kapasitenin yenilenmesi bile çok büyük bir gelir kaynağı Rusya için.
Önümüzdeki dört yıllık dönem için imzalanan anlaşmalara göre Rusya’dan tedarik edilecek silahların fiyatı yaklaşık 600 milyon dolar olarak hesaplanmakta.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki hareketlikler nedeniyle 5,9 milyar dolarlık kayba uğrayan Rusya’nın en büyük kaybı Libya’dan geliyor.
Suriye ile benzer özelliklere sahip Libya’daki rejim değişikliği dört milyar dolar tutarındaki anlaşmaları sonuçsuz kılmış durumda.
Harvey Morris, rendezvous.blogs.nytimes.com adlı sitesinde; “tüm itirazlara rağmen, 17 Ağustos’ta Rus devlet silah şirketi Rosoboronexport’un müdürü Anatoli İsaykin’in, yaptırım kararı çıkmadığı müddetçe Suriye’ye silah sevkiyatının devam edeceğini bildirmesiyle bu ilişki netlik kazanmıştı. İsavkin’in Suriye’ye satılacak taktik amaçlı silah sistemlerinin Hizbullah’ın eline geçme ihtimalinin İsrail’i endişelendirmesini ise hiç ama hiç önemsemiyordu.” diyor.
Öyle ki bu ilişkinin günün birinde bu kadar kesinleşeceğinin sinyalleri çok önceden verilmişti.
Şam yönetimine desteğinin ne boyutta olduğunu göstermek isteyen Rusya 2005’te Suriye’nin borcunun yüzde yetmiş üçünü sildiğini dünya kamuoyuna duyurmuştu.
İran gibi üzerinde etki kurmanın neredeyse imkansız olduğu bir ülkeyi bir yere kadar desteklemekten başka bir şey yapamayan, diğer bütün ülkeler üzerindeki etkisinin ise yıllar içinde ABD başta olmak üzere Batılı güçlere kaptıran Rusya için Suriye gerçekten son şans.
Suriye ise Rusya’nın olduğu kadar İran’ın da fiziki yardımının yanı sıra Çin’in dolaylı desteğiyle bir süre daha direnmenin hesaplarını yapıyor. Hiç değilse Libya’dakine benzer bir dış müdahale olmadan bir ara yol bulmak için zaman kazanıyor.