Dünya ekonomisindeki büyüme rakamlarının tatmin edici seviyelerde olmadığı, BRIC ülkelerinin bile bir önceki döneme göre daha az büyüyeceği yönünde tahminlerin yapıldığı bir dönemde petrol fiyatlarının artacak olması küresel bazda dehşetli bir tedirginlik yaratıyor. Geçtiğimiz on ay boyunca dünyanın büyük ölçekli merkez bankalarının piyasaya sürdükleri yüklü miktardaki nakit para bu yükselişe hız kazandırmıştı.
Kuşkusuz yükselişin nedenleri geçmiştekilerden çok da farklı değil. Çin başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin artan talepleri, son dönemde kızışan Ortadoğu merkezli sorunlar, İran’a uygulanan ambargolar ve İran’ın geliştirdiği misillemeler ve benzerleri. Sadece İran’dan kaynaklanan arz eksikliği günde 500 bin varil. Öte yandan bu tür gelişmelere bağlı olarak düşünülen fakat teknik sorunlar nedeniyle hayata geçirilemeyen Güney Sudan petrol hattından ise beklenen, günlük 700 bin varil petrol de pazara ulaştırılamadı.
İran’ın kapatmakla tehdit ettiği Hürmüz Boğazı’ndan günde 17 milyon varil petrol geçiyor ki bu miktar dünya pazarına arz edilen miktarın %20’sini oluşturuyor. Küçük bir hatırlatma; 1973’teki büyük petrol krizinde günlük 5 milyon varil petrolün arzındaki duraksama neredeyse hayatın da durmasına yol açmıştı. Bu nedenle günde 10 milyon varillik üretimle tarihsel bir rekora imza atan Suudi Arabistan’a dünya ekonomisinin sigortası gözüyle bakılıyor.

(The Economist)
Geçtiğimiz hafta Goldman Sachs’tan Jeffrey Currie fiyatların hiç değilse 118 Dolar’a gerilemesi gerektiğini bunun için de İran korkusunun azaltılmasın şart olduğunu aksi takdirde petrolün “Yeni Yunanistan” olarak anılmaya devam edeceğini söylüyordu.

(The Economist)
Aslına bakılırsa bahsedilen korkulu hal yeni bir petrol krizi anlamına gelmiyor. The Economist’in verilerine göre ABD ve Avrupa’da taşıt kaynaklı petrol tüketimi sürekli düşüş eğiliminde. Bunda yeni araçların düşük yakıt tüketiminin etkisi kadar ABD’li ve Avrupalı tüketicilerin daha küçük hacimli motorları tercih etmeleri ve araçlarını daha az kullanmalarının da etkisi var. Öte yandan başta doğanın korunması ve verimlilik gibi gerekçelerle hızlı bir gelişim gösteren alternatif enerji kaynaklarının artması da petrol tüketiminin azalmasına katkıda bulunuyor. Öyle ki Bloomberg’in hazırladığı 2012 Enerji Raporu’nda bu azalmanın ekonomik büyümeye rağmen devam edeceğini ön görüyordu. Aynı raporda gelişmiş ülkelerin (G7/ ÖA) petrol stoklarının son beş yıldır sürekli azaldığını ve geçen yıl toplamda en düşük seviyesine indiğine vurgu yapılıyordu.
Fakat ekonomideki belirsizlikler ve finans kaynaklı sıkıntıların büyüme üzerindeki baskılayıcı etkileri nedeniyle krizin, petrolün arzına dayalı, yüksek fiyatların sebep olacağı türde bir kriz olacağı yönünde endişeler kuvvetleniyor.
Dünyanın enerji sigortası gözüyle bakılan Suudi Arabistan yönetimiyse elini sürekli güçlendirme çabasında. Sözde Arap Baharı’nın uğramadığı Suudi toprakları bu ayın başında SIPRI’nin (Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü) dünya kamuoyuna duyurduğu İsveç kaynaklı büyük bir füze fabrikasına ev sahipli yapacak. Bu dev silah anlaşmasının bölge için nasıl bir önemi olduğundan bahsetmeye gerek yok. Önceki yazılarımızda değindiğimiz silahlanma yarışı ve Azerbaycan’ın İsrail’le yakınlaşması dengelerin ne kadar hassaslaştığını gösteriyor.
Bütün bu gelişmeler; Batı siyasetinin merkezine oturan “enerji güvenliği” meselesinin son dönem yaşanan Ortadoğu kaynaklı sorunlar karşısında yerel dinamiklerle ele alınacağı konusunda da ip ucu vermesi açısından önemli.