FİLLER TEPİŞİRKEN...

Geçtiğimiz hafta Rusya devlet başkanı Medvedev Batılı ve Rus Güvenlik Uzmanlarıyla ilgili bir konferansta “Hiç kimse bize, Avrupa’da kurulan füze savunma sisteminin Rusya’ya karşı konuşlandırılmadığına neden inanmamız gerektiğini anlatmadı. Batılı dostlarımızdan basit bir açıklama duymamız gerekiyor: Füze savunma sistemimiz sizin nükleer gücünüzü hedeflemiyor. Bunun dost sohbetlerinde değil resmi belgelerde dile getirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde bunu doğrudan bir tehdit sayıp kendi önlemlerimizi alacağız.” diyordu. (The Wall Street Journals)

Hafta sonuna gelindiğinde Rusya’nın Sesi’nden Roman Mamonov 23 mart tarihli haberinde Rusya Savunma Bakanlığı’nın bir karşı bilgilendirme faaliyetine karar verdiğini ve 3-4 Mayıs tarihlerinde; eski Sovyet cumhuriyetleri, NATO üyesi ülkeler, Çin, Hindistan ve Japonya savunma bakanlarının davet edildiği uluslararası bir füze savunma konferansı düzenleyeceklerini duyuruyordu.

Yine, Ria Novosti Ajansı da benzer şekilde Rusya'nın 2017-2018 yılına kadar Avrupa'da bir füze kalkanı konuşlandırılması konusundaki hazırlıklarından bahsediyordu.

Bu açıklamalardan bir süre önce de, 7 mayısta yapılacak yemin töreniyle devlet başkanlığına terfi edecek Viladimir Putin, Rossiyskaya Gaseta adlı günlük gazetede ABD ile NATO'nun Avrupa'da kurmayı planladığı füze savunma sistemine karşı silahlanmaya yaklaşık 580 milyar Euro ayırarak Rus ordusunu 400 kıtalararası balistik füze, 600 savaş uçağı, 20 denizaltı ve 2 bin 300 tankla destekleyeceklerini bildirmişti.

Silahlanma yarışıyla ilgili en çarpıcı örnek sanırım Rus yetkililerden gelen bu tür açıklamalardır. Seçim döneminde Putin ve Medvedev ikilisinin geliştirdiği ortak dil ülkelerinin güvenliği konusunda hiç bir şekilde geri adım atmayacakları temeline oturuyordu. Seçimin galibi belli oldu. Dolayısıyla söylenenlerin sadece seçim yatırımı olmadığı da anlaşıldı. Rusya gibi büyük bir gücün içinden geçilen bu karmaşık süreçte burnunun dibine füze sistemi kurulmasına sadece demeçler vererek izleyici kalacağını kimse beklemiyordu zaten.

ABD ve diğer Batılı unsurlar tarafından çevrelenmesine ve etkinlik alanın sürekli daraltılmasına karşılık Suriye ve İran kartlarını kullanan Rusya dolaylı karşı çıkışların işe yaramayacağını ve artık doğrudan çıkışlar yapması gerektiğini düşünüyor.

Bu tür konularda sıklıkla başvurduğumuz Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) 2011 istatistiklerine göre dünyada en fazla silah satan ülkelerin başında yüzde 30,49 ile Amerika Birleşik Devletleri gelirken yüzde 23,7 ile ikinci sırada Rusya bulunuyordu. Sadece bu durum bile Rusya’nın karşı çıkış konusunda ne kadar kararlı olacağını gösteriyor.

Füze savunma sistemiyle ilgili tartışmaların yoğunlaştığı sıralarda misilleme amacıyla geçtiğimiz yılın sonlarında Kaliningrad'da Atlantik Okyanusu'nun önemli bir bölümünü ve tüm Avrupa'yı izleyecek 6 bin km. menzilli ve 500 hedefi aynı anda izleme kapasitesine sahip Voronej erken uyarı radar istasyonu zaten bir süredir faaliyetteydi.

Tıpkı Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi, günümüz Rusya’sı ve Batı mücadelelerini “tarafsız” sahada, dolaylı olarak sürdürüyorlar. Henüz böylesi bir uluslararası karşılaşmaya kapılarını açmayan ve tarafları olabildiğince kullanmaya çalışan İran oyunun biraz olsun dışında dururken Suriye ne yazık ki fillerin tepişmesinde ezilen çimenleriyle bu karşılaşmaya ev sahipliği yapıyor. Türkiye de bu ev sahipliğine taraflardan birini davet ederek katılacak gibi. Hatırlanacağı üzere Rusya Tartus'taki (Suriye) üsse, savaş gemilerinin yanı sıra uçak gemisi Amiral Kuznetsov'u taşıdığı savaş uçakları (8 adet Sukhoi-33 ve birkaç adet Mig-29K) ile birlikte göndereceğini açıklamıştı. Anlaşılacağı üzere Suriye'de değişim arzulayan Batı Dünyası ve Türkiye'ye karşı çok şey ifade eden bu tavır Malatya Kürecik’te kurulacak kalkana karşı da anlam taşıyor.

Başa dönecek olursak; bu tür bir faaliyetin herhangi bir fitili ateşlemesinin maliyeti düşünüldüğünde takınılacak tavır kuşkusuz çok da sert olamıyor. Suriye üzerinden yürütülecek siyasetin sınırları olduğu açık. Bu nedenle yukarıda bahsedilen türdeki karşı atakların ve yatırımların geleceği bekleniyordu. Böylesi bir karşı karşıya gelişte sanki çok büyük bir marifetmiş gibi küresel ve emperyal bir güç olma yolunda olduğu yalanıyla tahrik edilen Türkiye evdeki bulgurunu ve daha da önemlisi vatandaşlarının ve bölge halkının göreceği acıları iyi düşünmesi gerekiyor.