YUAN ŞEYTANLAŞTIRIR MI?

Bu hafta piyasalarda en dikkat çekici şey Çin ile İran arasındaki petrol ticaretiyle ilgili gelişmelerdi. Fakat bomba etkisi yaratan ise, uluslararası baskılara ve şimdiden önemli boyutlara ulaşan banka ambargolarına rağmen devam eden alış verişin Çin’in para birimi Yuan’la yapılıyor olmasıydı.

Yıl başında Financial Times Çinli petrol şirketi Sinopec'e bağlı Unipec'in (China International United Petroleum & Chemical) Zhuhai Zhenrong adlı bir ticari birim aracılığıyla İran'dan petrol satın aldığını iddia etmişti. Bunun üstüne İran'ın Birleşik Arap Emirlikleri Elçisi Muhammed Rıza Fayyad’ın geçtiğimiz hafta BBC ile yaptığı bir görüşmede İran'ın Yuan cinsinden ödemeleri kabul ettiğini ve buradan elde ettiği geliri de yine Çin'le ticaret yapmakta kullandığını söylemesi tabloyu netleştiren haber oldu.

Bilindiği üzere Çin dünyadaki en büyük petrol ithalatçılarından birisi.


(indexmundi.com)

Bu ithalatının önemli bir kısmını ise İran’dan yapmakta. Reuters’in verilerine göre İran; Sudi Arabistan ve Angola’nın ardından Çin’in üçüncü büyük tedarikçisi. Çin ise İran’ın en büyük müşterisi.


(Uluslararası Enerji Ajansı/ iea.org)


Bu güne kadar diğer bütün ticari mallar gibi petrol de Amerikan doları ile alınıp satılıyordu. Ancak uluslararası yaptırımlar Amerikan doları ile ticaret yapmayı İran için nerdeyse imkansız hale getirdi. Çin’in özellikle Suriye ve İran hakkında bu türden uygulamalara nasıl yaklaştığı biliniyor. Batı merkezli uygulamalara aykırı davrandığı gibi önemli ithalat kalemlerinin ticaretini de artık kendi para birimiyle yapmaya başlamış durumda. Üstelik sadece İran’la ve petrole dayalı alış verişte değil uluslararası ticaretinin genelinde Yuan kullanımını yaygınlaştırmak için yoğun çaba harcıyor.

Kulis faaliyetleri son sürat
ABD ise 28 Haziran 2012’den başlayarak İran'dan petrol almayı kesmeyen ülkelerin bankalarına yaptırımlar uygulayacağını açık bir şekilde dünya kamuoyuna duyurdu. İran ile ticareti sürdüren Japonya'daki ve on Avrupa Birliği ülkesindeki bankaları yaptırım uygulamakla tehdit etmişti. Türkiye de bu tehdidi önemli ölçüde dikkate alan ülkelerden birisi. Halk Bankası hariç diğer bütün bankalar İran’la herhangi bir para alış verişinde bulunmuyorlar.

ABD şimdi de Güney Kore, Çin ve Hindistan'ı da bu kervana katmak için elinden geleni yapıyor. Öyle ki; Hillary Clinton, Hindistan’a yaptığı ziyarette "Hindistan, Çin, Japonya gibi İran petrolünün başlıca alıcıları olan ülkelerden ithalatlarını azaltmalarını istememiz, İran üzerindeki baskıyı sürdürme amacımızdan kaynaklanıyor" türünden bir açıklama yapmıştı.

Tabi bu türden açıklamaların peşi sıra gelişen tüm olaylar değişik yorumlara sebep olabiliyor. Örneğin Çin’in 2012’in ilk üç ayında İran'dan gelen ithalatı yarıya indirmesi kimi uluslararası gözlemciler tarafından ambargolara yeşil ışık yaktığı şeklinde yorumlanmasına neden olurken kimileri de bu kararın ABD'nin tehditleri yüzünden değil, Tahran'a karşı bir pazarlık politikası olarak alındığını düşünüyor.

Zira Wall Setreet Journal Çin’li resmi kaynaklardan edindiği verilere dayanarak zaten, Çin’in İran’dan ithal ettiği petrolün 2010’a göre %30 oranında arttığını söylüyordu.

Yine aynı şekilde; merkezi New York’ta bulunan Societe Generale SA’nın Petrol Pazar Araştırmalarından sorumlu kişisi Michael Wittner “Bu azalma, olsa olsa Çin için bir tür pazarlık argümanıdır.” diyordu. (Financial Times)
İran’a uygulanan finansal ambargonun mimarlarından ve Yahudi lobisinin parlak çocuğu, Foundation for Defense of Democracies’de İran Enerji Projesi’nin direktörlüğünü yapan Mark Dubowitz de Boloomberg’e verdiği mülakatta, Japonya, Hindistan ve Güney Kore’nin alımlarında ağırlığı Sudi Arabistan’a kaydırması nedeniyle Çin’in İran karşısında elinin güçlendiğini bunu da fiyat indiriminde kullanacağını söylüyordu.

Öte yandan enerji piyasaları hakkında ayrıntılı bilgilerin yer aldığı Penn Energy sitesi ayrıntılı bir çalışmayla 2012’de iki ülke arasındaki petrol ticaretinin katlanarak artacağını duyuruyordu.

(http://www.pennenergy.com/index/petroleum/display/2842730358/articles/pennenergy/petroleum/pipelines/2012/february/iran-set_to_increase.html)

Fakat içinden geçilen sürecin (doğal, çevresel etkiler de dikkate alındığında) enerji piyasaları açısından hiç olmadığı kadar karmaşık ve dolayısıyla sancılı olması ve de siyasi çalkantıların nereye ve kime doğru akacağının hala tam olarak kestirilememesi nedeniyle yine de yılın geri kalanında iki ülke arasındaki ticaretin azalıp azalmayacağı hakkındaki veriler net değil. Kesin konuşmayı engelleyen çok fazla sayıda değişken var.

Fakat başta da belirttiğim gibi buradaki en önemli unsur alış verişin Dolar dışı bir araçla yapılıyor olmasıdır. Hatırlanacağı üzere Venezuela’nın başta Karayip ülkeleri olmak üzere isteyen herkese mal veya hizmet mukabili petrol satacağını duyurması ve bunu uygulaması, Saddam zamanında Irak’ın en büyük Euro taraftarı olması, Kuzey Kore’nin Dolar’ı unutalı çok uzun zaman geçmesi, İran’ın Dolar dışı arayışları dönemin ABD başkanı Bush tarafından bahsi geçen ülkelerin şeytan diye anılmasındaki nedenlerden biriydi. Bakalım batının gözündeki bu şeytanlaşma nasıl bir seyir izleyecek.